CUMHURİYET’İN ÖĞRETMENLERİ

Şair Ahmet Kutsi Tecer bir şiirinde… “Orda bir köy var uzakta… Gitmesek te, görmesek te o köy bizim köyümüzdür…” der.
O köylerden biride benim köyümdür. Çaresizliğin pençesinde kıvranan Anadolu’nun acılarla, ağıtlarla dolu, yoksul, yalnız çaresiz köylerinden biri…
İstiklal Savaşı artığı, II. Dünya Savaşı sonrası sıkıntılarını yaşayan bir köy… Bizlerde o köyün, güneş sızmayan ormanı, kaktüs bitmez çöl toprağı gibi gariban çocuklarıyız. Yokluk, fakirlik, hastalık, umutsuzluk diz boyu…
Yıl 1948 Köyümüze üç Köy Enstitüsü çıkışlı genç öğretmen geldi… Üçü de aynı köyün çocukları… Köyü, köylüyü en iyi biliyorlar. Bu sorunların içinden gitmeler…
Köyün havası değişti kısa sürede… Onlar, gözlerimizde ışık, ciğerlerimizde nefes oldular. Çöl toprağına düşen yağmur damlasıydılar sanki…
Sayelerinde, cahilliğimizden, çaresizliğimizden, yanlığımızdan sıyrılır olduk. Baharda uyanan ağaç nasıl dal dal açarsa biz çocuklar ve köy halkıda öyle oldu… Kıpırdandı. Canlandı… Umutlandı…
Onlarda mesai 24 saatti… Derslikle, okulla sınırlı değildi. Bütün köyle, köylüyle ilgileniyorlardı… Bizlerde sayelerinde kişiliğimizi, kimliğimizi bulduk. Bize yön gösteren kutup yıldızı oldular. Ben ve bir kısım öğrencilerini kendi okudukları Köy Enstitülerine yolladılar…
Çok özel bir dönemin çok özel okulları… Ve çok özel insanların bulunduğu çok özel insanlar yetiştiren Köy Enstitüleri… Beni sardı, sarmaladı… Kendimi abartısız, övünmesiz sade bir yaşamın içinde buldum. İyi olmak; ağızlarda dolanan sözlük anlamından çok öte, oralarda bile yaşanıyordu. Az fakat öz bilgi… Kullanılabilir bilgiyi severek ve isteyerek, oralardan aldım. Sıkılmadan, üzülmeden…
Buradaki öğretmenlerim sadeliğin, tevazünün, hoşgörü ve sevginin sembolüydüler. Onlarda hırs, öfke, kin, intikam yok sevgi ve ilgi bolluğu vardı. Onlarda da mesai 24 saatti. Hafta yedi, yıl 365 gündü…
Cumhuriyeti içtenlikle seven ona gönülden bağlı, Atatürk’e derin minnet duyan bu öğretmenlerden duyarlı incelikler kazandım, hoş derinlikler edindim.
Bu topraklara; ülke insanına cumhuriyet değerlerine aydınlanma geleneğine bağlı devletine sadık ve bu inançlarını hiçbir zaman yitirmeyen öğretmenlerimle yedi yılım birlikte geçti. Zevkle, huzurla, mutlulukla…
Öyle insanlar vardır, elinden, dilinden hatta yanından geçen ışıklanır, aydınlanır, çoğaldığınızı anlarsınız. Onlar öyleydi…
Ne bencil, ne kincil, esip savurmaz, yakıp kavurmaz, ne can alıcı ne can yakıcı… Candan cana can katıcı öğretmenlerimdi onlar…
Bazıları us körelticidir. Sizler us bileyicilerdiniz. Sizlerle üç gün birlikte olmak, üç yıl tedavi olmaya bedeldi…
Sizler için mal, mülk insanın aklını dağıtır, zamanını alır… Zengin olmak gibi bir duyguyu sizde hiç sezmedim.. Sanki insanına hizmet verme yolunda toprak olmayı benimsemiştiniz. Kendinizi halkına, yurduna, ödünsüz ve beklentisiz adamıştınız. Kişisel özlemleriniz, düşleriniz ortada yoktu.
Sayenizde bir balon gibi yükseldikçe, safralarımı atar oldum. Cahilliğimden, çaresizliğimden, yalnızlığımdan kurtuldum. Sizler güneşimdiniz beni aydınlatan. Ben sizlerden aldığım ışığı ay olup öğrencilerime yansıttım. Katkılarınızı emeklerinizi unutamam. Bizleri kendileriniz gibi örnek insanlar olarak yetiştirdiniz ve bizleri cumhuriyet aydınlığına emanet edip gittiniz….
Ülkemin güler yüzü öğretmenlerim!… Sizleri saygıyla rahmetle anıyor, sizler gibi var olan öğretmenlerin gününü kutluyorum!…

ALİ İHSAN YÜCEL

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir